Kafasının üzerinde taşıdığı simit tepsisiyle,simit
satarak küçük yaşlarda ticarete atılan Tayfun,artık holding sahibi
bir gençtir.Çoğu insanın sahip olamadığı,hayalini bile kuramadığı bir zenginlik ve
varlığa genç yaşta sahip olmuştur.Canı sıkkın ve mutsuz bir halde
oturmaktadır.Telefonunu çıkartır,rehberinde kayıtlı olan ne bir ailesi,ne de tek bir dostu
vardır.Hayatta yapayalnızdır.Cüzdanını çıkartır ve sevgi dolu bakışlarla cüzdanındaki paralara
bakar.Garsondan hesabı ister.Cimriliğinden beş lira bahşiş bırakmak cömertliğini
gösteremez ve parayı çabuk bozamadığı için garsonla tartışır.Garsonun kravatından
çekerek,garsonu yere düşürür.Garson,onun yüzünden işten atılır.Lüks cipine binip çay
bahçesinden ayrılırken,garsonun karşısına dikilip yaşlı gözlerle söylediği İlahi
sözler onu derinden etkiler.Günlerce bu sözler kulaklarında çınlar.Hayatını ve gidişatını
sorgulamasına sebep olur.
Bir gün Sultanahmet’de
bir bankta,sabaha doğru derin bir tefekküre dalmış vaziyette otururken,yerde bir yüzük
bulur.Yüzüğün üzerinde “ALLAH” yazmaktadır.Tayfun,yüzükten çok etkilenir.Sabah ezanı
okunurken gizemli bir şahıs,Tayfun’un yanına gelir ve camiye davet eder.
Tayfun,camiye gider ve
günler sonra çok değişir.Kazanmış olduğu mal ve paranın bir kısmını fakirlere,yardım
kuruluşlarına,vs. dağıtır.Gizemli Şahıs tarafından,manevi açıdan eğitilir.

Güzelmiş. Mutlu son...
YanıtlaSil